KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI İLE TAŞINMAZ MÜLKİYETİNİN KAZANILMASI

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI İLE TAŞINMAZ MÜLKİYETİNİN KAZANILMASI

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI İLE TAŞINMAZ MÜLKİYETİNİN KAZANILMASI-İSTANBUL AVUKATI Türk Medeni Kanunu’nda zilyetlikle kazanma iki ayrı madde halinde düzenlenmiştir. Bunlardan ilki olağan zamanaşımı ile kazanma ikincisi ise olağanüstü zamanaşımı ile kazanmadır. ZİLYETLİK NEDİR? Zilyetlik genellikle fiili hakimiyet olarak adlandırılır. Fiili hakimiyeti elinde bulunduran kişiye de zilyet denir. Zilyet, mal üzerinde fiili hakimiyet bulunduran gerçek veya tüzel kişilerdir. OLAĞANÜSTÜ ZAMANAŞIMI İLE TAŞINMAZ MÜLKİYETİNİN KAZANILMASI b. Olağanüstü zamanaşımı Madde 713- Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. Aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. Bu madde hükmünden anlaşılacağı üzere olağanüstü zamanaşımı tapusuz veya tapulu olup da malikin kim olduğunun anlaşılamaması ya da 20 yıl önce ölmüş veya hakkında gaiplik kararı alınmış olması hallerinde mümkündür. Taşınmazı davasız ve aralıksız 20 yıl malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. Bunun için de tescil davası açılmalıdır. OLAĞANÜSTÜ ZAMANAŞIMI İLE TAŞINMAZ MÜLKİYETİNİN KAZANILMASI İÇİN ARANAN ŞARTLAR: Öncelikle belirtmek gerekir ki olağan zamanaşımı şartlarında da açıkladığımız taşınmaza ilişkin şartlardan taşınmazın iktisap eden adına kayıtlı olması dışındaki tüm şartlar burada da geçerlidir. Şartlara gelecek olursak: 1.Özel mülkiyete konu olabilecek nitelikte bir taşınmaz olmalıdır. Yani kamu malı niteliğinde olmamalıdır. 2.Tapusuz veya tapuda kime ait olduğu anlaşılamayan bir taşınmaz olmalıdır. 3. Kişinin, taşınmazın mülkiyetini kazanabilmesi için o taşınmaz üzerinde malik sıfatıyla hareket etmesi gerekir. Yani taşınmazı iktisap edecek kişi başka birinin malik olmasını tanımadan kendisi malikmiş gibi davranır. 4. Malik sıfatını davasız ve aralıksız 20 yıl zilyetliğini sürdürmesi gerekir. Zilyetlik, bir kimsenin taşınır veya taşınmaz malı, bilerek ve isteyerek elinde bulundurması,kullanması, o mal üzerinde hakimiyet kurması halinde oluşur. 5.İtiraz olmamalıdır. Yani kişinin mahkemeye kendi adına tescil yapılması için başvurusu üzerine mahkemenin gazetede vereceği son ilandan itibaren 3 ay içinde kimse itiraz etmemelidir. (Eğer bu sürede taşınmaza ve zilyetliğe iişkin şartların gerçekleşmediğine yönelik bir itirazda bulunursa ve bu ispatlanırsa kişi mülkiyeti kazanamaz.) 6.Taşınmaz için bu süre içerisinde dava açılmamış olmalıdır. YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2013/2181 Karar Numarası: 2013/7110 TAŞINMAZIN ZİLYETLİK YOLUYLA KAZANILMASI ÖZETİ: Somut olayda; davacı, yaklaşık olarak 1965 yılından 1993 yılına kadar taşınmazı aralıksız kullanmış, bu tarihe kadar 20 yıllık zilyetlik süresini doldurmuş ve taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkını kazanmıştır. 1993 yılından kadastronun yapıldığı 2001 yılına kadar taşınmazı kullanmamış olması, artık mülkiyet hakkı kazanılmış olduğu için fasıla olarak değerlendirilemeyeceği gibi zilyetliğin terki olarak da kabul edilemez. Bu nedenlerle, davanın kabul edilmesi gerekir. Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda; kurulan hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin değerden ve giderden reddine karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: 2001 yılında yapılan kadastro sırasında ........... Köyü 201 ada 59 parsel sayılı 17803,44 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, orman niteliği ile Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacılar, taşınmazın 40 yılı aşkın süreden beri zilyetliklerinde olduğunu ileri sürerek, tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, tapu kaydının iptali ve tescil istemine ilişkindir. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu yapılmamıştır. Mahkemece, 1990'lı yıllardan dava tarihine kadar davacının taşınmazı kullanmaması ve zilyetliğinin aralıksız olmaması nedeniyle zilyetlikle kazanma koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, mahkemenin kabulü dosyadaki delillere uygun düşmemektedir. Keşif sırasında dinlenilen tanık ve yerel bilirkişi beyanlarına göre, davacının taşınmazı 45 yıl önce kullanmaya başladığı ve 25 yıl aralıksız kullandığı, 1990'lı yıllarda ise ekonomik durumunun iyi olmaması nedeniyle Diyarbakır'a göç ettiği, o tarihten sonra kullanmadığı, ziraat bilirkişi ise taşınmazın önceden tarım arazisi olarak kullanıldığını belirttiği, orman bilirkişi raporunda ise, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığının belirtildiği, yine, davacının 1980 yılından 1993 yılına kadar taşınmazın vergisini ödediği, 1994 yılında yapılan imar uygulamasında ise taşınmazın kısmen imar planı kapsamında kaldığı, kuzey yöndeki taşınmazın orman, diğer yönlerden ise arsa ve tarım arazileri ve yol ile çevrili olduğu anlaşılmaktadır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi gereğince orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen ve il, ilçe ve kasabaların imar planları kapsamında kalmayan araziden masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilip tarıma elverişli hale getirilen ve imar ile ihyanın tamamlandığı tarihten itibaren 20 yıl süre ile kullanılan taşınmazların zilyetleri adına tescil edilmesi kabul edilmiştir. Somut olayda; davacı, yaklaşık olarak 1965 yılından 1993 yılına kadar taşınmazı aralıksız kullanmış, bu tarihe kadar 20 yıllık zilyetlik süresini doldurmuş ve taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkını kazanmıştır. 1993 yılından kadastronun yapıldığı 2001 yılına kadar taşınmazı kullanmamış olması, artık mülkiyet hakkı kazanılmış olduğu için fasıla olarak değerlendirilemeyeceği gibi zilyetliğin terki olarak da kabul edilemez. Bu nedenlerle, davanın kabul edilmesi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek reddedilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir. Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 24.06.2013 günü oybirliği ile karar verildi.

Etiketler: ,