İSTANBUL ÇEVRE HUKUKU AVUKATI

İSTANBUL ÇEVRE HUKUKU AVUKATI

ÇEVRE HUKUKU

               İnsan nüfusunun artması ile birlikte üretim ve atık konuları daha büyük sorunlara yol açmaya başlamıştır. Bu bakımdan da devletler çeşitli düzenlemeler yaparak çevrenin korunmasını sağlamaya çalışmaktadır. Türkiye de bu konuda özellikle son yıllarda birçok düzenlemelerde bulunmuştur. Resmi Gazete’de 02.04.2015 tarihli 29314 sayılı Atık Yönetimi Yönetmeliği çıkarılmıştır.

Aynı zamanda 22.10.2018 tarihinde SIFIR ATIK YÖNETMELİK TASLAĞI oluşturulmuştur.

Bu taslakla birlikte genel ilkeler belirlenmiştir. Bu ilkeler şu şekilde düzenlenmiştir:

MADDE 5 – (1) Sıfır atık yönetim sistemine ilişkin genel ilkeler şunlardır:

a) Sıfır atık yönetim sisteminde öncelikle atık oluşumunun önlenmesi, önlemenin mümkün olmaması durumunda atığın en aza indirilmesi, israfın önlenmesi ve yeniden kullanıma öncelik verilerek kaynakların verimli kullanılması esastır.

b) Atık oluşumunun kaçınılmaz olması durumunda atıkların kaynağında ayrı biriktirilmesi esastır.

c) Sistem kapsamında tüm atıklar entegre bir şekilde ele alınır ve her atığın ilgili mevzuatı doğrultusunda yönetimi sağlanır.

ç) Atıkların kaynağında ayrı toplanması, geçici depolama alanına taşınması ve geçici depolanması sırasında risk oluşturmayacak, çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek yöntemlerin kullanılması esastır.

d) Sıfır atık yönetim sisteminin geliştirilmesi, yaygınlaştırılması, bilinç ve farkındalık oluşturulması için çevre politikaları geliştirilir.

e) İlgili kurumların işbirliği içerisinde ve koordineli bir şekilde çalışması, sistemin gelişmesine katkı sağlayıcı faaliyetlerde bulunması ve sisteme katılım sağlaması esastır.

f) Bu Yönetmeliğin ek-1’inde belirtilen yerlerin uygulama takvimi doğrultusunda, Yönetmeliğin ek-7/A’sında yer alan ön şartları sağlayarak sıfır atık yönetim sistemine geçmeleri zorunludur. Belirtilen tarihten sonra faaliyete geçen söz konusu yerler ise faaliyet başlangıç tarihinden itibaren bir yıl içerisinde sıfır atık yönetim sistemine geçerler.

g) Belediyelerin Yönetmeliğin ek-7/B’sinde yer alan ön şartları sağlayarak sıfır atık yönetim sistemine geçmeleri zorunludur.

ğ) Sıfır atık yönetim sistemine geçen, Yönetmeliğin ek-1 uygulama takviminde yer alan yerler ile belediyeler tarafından sıfır atık yönetim sistemi ile ilgili gerçekleştirilen çalışmalara ilişkin bilgiler 6 aylık dönemler halinde sıfır atık bilgi sistemi üzerinden beyan edilir.

h) Sıfır atık yönetim sistemine geçen yerlerden; 100 bin üzeri nüfusa sahip belediyeler ile alışveriş merkezleri, havalimanları, limanlar, marinalar, 4 ve 5 yıldızlı oteller Yönetmeliğin üçüncü bölümünde belirtilen esaslar çerçevesinde Sıfır Atık Belgesi almakla yükümlüdür. Diğer yerler talep etmeleri halinde sıfır atık belge müracaatında bulunabilir.

ı) Sıfır atık yönetim sistemini kendi imkanları ile kuran ve/veya kurduran yerler sıfır atık yönetim sistemi kapsamında biriktirdikleri atıklarını herhangi bir çevre lisanslı atık işleme tesisine verebilirler. Söz konusu sistemin belediye tarafından kurulması halinde biriktirilen atıklar belediyenin toplama sistemine verilir.

i) Konutlar, belediyenin sıfır atık yönetim sistemi içerisinde değerlendirilir, ayrıca sıfır atık belgesi düzenlenmez

               Bu maddeden anlaşılacağı gibi ilk olarak atık olmamasına yönelik çalışmalar yürütülecektir. Fakat bu mümkün olmazsa bu durumda atıklar ayrı biriktirilmesi gerekecektir. Birçok mevzuat çıkarılarak her atığın toplanması, biriktirilmesi ve bunun gibi konularda düzenlemeler yapılarak o düzenlemelerde öngörülen şekilde imhası sağlanacaktır.

               Ayrıca ilgili taslakta sıfır atık yönetim sistemi kurulması öngörülmüştür. Bazı yerlerde zorunlu bazı yerlerde ise talep halinde kurulacaktır. Bu sıfır atık belgesine başvuru yapılarak oluşturulacaktır.

Aynı zamanda idare hukuku ve ceza hukuku açısından da çevre hukuku açısından çeşitli düzenlemeler bulunmaktadır. Bunlardan ilki idare hukukudur.

İDARE HUKUKU AÇISINDAN ÇEVRE HUKUKU

En önemli konu idare hukuku açısından çıkarılan 2872 numaralı kanundur. Bu kanun 9/8/1983 yılında Çevre Kanunu adıyla çıkarılmıştır. Bu kanun çerçevesinde sonra defalarca değiştirilse bile Yüksek Çevre Kurulu oluşturulmuştur. Ayrıca Kanunu’nun dördüncü maddesinde genel ilkelerden bahsedilmiştir. Bu ilkeler diğer kanunların hazırlanması açısından da yol göstericidir.

Kanunun 8. Maddesinde idari nitelikte kirletme yasağı getirmiştir. Dokuzunca maddesinde ise çevrenin korunması adıyla gerekli önlemlerden bahsetmektedir.

Günümüzde en çok gündeme gelen madde ise onuncu maddesidir.

Madde 10 – (Değişik: 26/4/2006-5491/7 md.)

Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler.

Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez.

(İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 15/1/2009 tarihli ve E.:2006/99, K.:2009/9 sayılı Kararı ile.)

Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin  usûl ve esaslar  Bakanlıkça çıkarılacak  yönetmeliklerle belirlenir. 

            Günümüzde ÇED raporu olarak adlandırılan konu bu maddede düzenlenmektedir. Ayrıca yönetmeliklerde de gerekli düzenlemeler yapılmıştır.

            İlgili Kanun ayrıca tehlikeli atıklar konusunda da düzenleme yapmaktadır. Sonraki yıllarda değişik yönetmeliklerle bu konu ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir.

            Kanunun önemli maddelerinden birisi ise idari nitelikteki cezaları düzenleyen kısımlardır. 20 maddede düzenlenen idari cezalar çok ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Bu kapsamda da çevrenin korunması bakımından birçok konuda düzenleme yapılarak caydırıcı olunmaya çalışılmıştır.  

TÜRK CEZA KANUNU ÇERÇEVESİNDE ÇEVRE HUKUKU

Bir başka konu ise Türk Ceza Kanunu’nun 181. Maddesinden başlayıp 184. Maddeye kadar devam eden düzenlemeler bulunmaktadır. Aşağıda ilgili kanun maddeleri bulunmaktadır:

Çevrenin kasten kirletilmesi

Madde 181- (1) İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkları toprağa, suya veya havaya kasten veren kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Atık veya artıkları izinsiz olarak ülkeye sokan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza iki katı kadar artırılır.

(4) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan fiillerin, insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıklarla ilgili olarak işlenmesi halinde, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına ve bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

(5) Bu maddenin iki, üç ve dördüncü fıkrasındaki fiillerden dolayı tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

Çevrenin taksirle kirletilmesi

Madde 182- (1) Çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkların toprağa, suya veya havaya verilmesine taksirle neden olan kişi, adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu atık veya artıkların, toprakta, suda veya havada kalıcı etki bırakması halinde, iki aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) İnsan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıkların toprağa, suya veya havaya taksirle verilmesine neden olan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Gürültüye neden olma

Madde 183- (1) İlgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

İmar kirliliğine neden olma

Madde 184- (1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.

(5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.

(6) (Ek: 29/6/2005 – 5377/21 md.) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz.

Aşağıda Danıştay’ın ÇED raporu konusunda kararı bulunmaktadır:

DANIŞTAY 14. DAİRE E. 2012/9094 K. 2013/7096 T. 24.10.2013 tarihli kararında

ÖZET : Dernekler, üyelerinin ve temsil ettikleri kişilerin ortak çıkarlarını korumak ve dayanışmalarını sağlamak üzere kurulan özel hukuk tüzel kişileri olup, amaçları ve faaliyet alanları kendilerince hazırlanan tüzüklerle belirlenmektedir. Derneklerin, doğrudan dernek tüzel kişiliğinin hak ve çıkarlarını ilgilendiren konularda iptal davası açabilecekleri açıktır.

İstemin Özeti : Ankara 10. İdare Mahkemesinin 26/06/2012 günlü, E:2012/1065, K:2012/1129 sayılı kararının; usul ve yasaya uygun olmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi : Davacı derneğin kuruluş amaçlarına uygun olarak yapmış olduğu başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddine ilişkin işleme karşı dava açma ehliyetinin bulunduğu açık olduğundan, dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmadığından, temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Ondördüncü Dairesi'nce, işin gereği görüşüldü:

KARAR : Dava; Mersin ili, Gülnar İlçesi, Büyükeceli Beldesi sınırları içerisinde, ... NGS Elektrik Üretim A. Ş. tarafından gerçekleştirilmesi planlanan Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi'ne yönelik ÇED başvuru dosyasının, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin 8. maddesi uyarınca ilgilisine iadesi ve ÇED sürecine ilişkin tüm idari işlem ve eylemlerin durdurulması istemiyle 28.03.2012 tarihinde yapılan başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; derneklerin, doğrudan dernek tüzel kişiliğinin hak ve çıkarlarını ilgilendiren konularda iptal davası açabilecekleri açık olmakla birlikte, bu kapsamı aşan konularda salt tüzüğünde hüküm bulunduğundan bahisle dava ehliyetinin mevcut olduğunun kabulüne olanak bulunmadığı, dava konusu işlemin, doğrudan doğruya dernek tüzel kişiliğinin hak ve çıkarlarını etkilemediği, davacı dernek tarafından hazırlanan dernek tüzüğünün de, davacıya hukuken böyle bir hak tanımayacağı, davacı derneğin, dava konusu işlemin iptalini istemekte hukuken kabul edilebilir bir menfaat ilişkisinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin ( a ) fıkrasında, idari davaların idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırılı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı belirtilmiştir.

Söz konusu maddede yer alan ve iptal davasının sübjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali" doktrin ve içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Menfaatin kişisel ve meşru olması için hukuki bir durumdan ortaya çıkması gerekir. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmektedir. Nitekim; çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren veya bütün ülkeyi ve kamuoyunu etkileyen konularda subjektif ehliyet koşulunun, bu durum dikkate alınarak yorumlanması gerektiğine ilişkin Danıştay kararları, yerleşik içtihat niteliği kazanmıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden; davacı Derneğin amacının düzenlendiği, Dernek Tüzüğünün 2. maddesinde; Derneğin; temel insan haklarından olan çevre hakkını düzenleyen ulusal ve uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde, Dünya ve insanlar açısından kabul edilemez ve sürdürülemez nitelikte çevre sorunlarına sebep olan her tür idari ve/veya özel işlem, eylem, karar, uygulamaya karşı, her tür meşru ve yasal etkinliklerde bulunmak, gerçek/ve veya kamu/özel tüzel kişiliklerine karşı her tür hukuki girişimlerde bulunmak, sürdürülebilir ve ekolojik yaşamın savunuculuğunu yapan bir hukukun gelişimine katkıda bulunmak amacı ile kurulduğu belirtilirken, bu amacının gerçekleştirilmesi bakımından yapabileceği faaliyetlerin belirtildiği 3. maddesinde; Derneğin yukarıda belirtilen amacına ulaşabilmek için, Dünya ve insanlığın önüne çıkabilecek her tür çevre sorunu faaliyet alanı olmak üzere, İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde Dernek yetkili organları tarafından belirlenen/tanımlanan çevre sorunları ile ilgili her tür idari dava açmak, takip etmek, sonuçlandırmak, açılmış davalara katılmak, bilgi ve deneyimi çerçevesinde hukuki süreçler hakkında çevre mücadelesi yürüten gerçek ve tüzel kişilere yardımcı olmak, katkıda bulunmak biçiminde çalışma şekillerini kullanacağı, davacı derneğin yukarıda belirtilen amacı doğrultusunda Mersin ili, Gülnar İlçesi, Büyükeceli Beldesi sınırları içerisinde, ... NGS Elektrik Üretim A. Ş. tarafından gerçekleştirilmesi planlanan 480 MWe kurulu gücünde Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi'ne yönelik ÇED Başvuru Dosyasının, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin 8. maddesi uyarınca ilgilisine iadesi ve ÇED sürecine ilişkin tüm idari işlem ve eylemlerin durdurulması istemiyle 28.03.2012 tarihinde yapılan başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Dernekler, üyelerinin ve temsil ettikleri kişilerin ortak çıkarlarını korumak ve dayanışmalarını sağlamak üzere kurulan özel hukuk tüzel kişileri olup, amaçları ve faaliyet alanları kendilerince hazırlanan tüzüklerle belirlenmektedir. Derneklerin, doğrudan dernek tüzel kişiliğinin hak ve çıkarlarını ilgilendiren konularda iptal davası açabilecekleri açıktır.

Uyuşmazlık konusu olayda, çevre sorunlarına sebep olan her tür idari veya özel işlem, eylem, karar, uygulamaya karşı, her tür yasal etkinliklerde bulunmak, gerçek veya kamu/özel tüzel kişiliklerine karşı her tür hukuki girişimlerde bulunmak amacı ile kurulan davacı derneğin bu amacına bağlı olarak söz konusu Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi'ne ilişkin Çevresel Etki Değerlendirmesi Başvuru Dosyasının uygun hazırlanmadığı ileri sürülerek Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 8/2. maddesi uyarınca proje sahibi şirkete iadesi istemiyle başvuru yapıldığı görülmektedir.

Bu durumda, Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi'nin çevresel etki değerlendirmesi sürecine ilişkin işlemin, davacı derneğin tüzüğünde belirttiği faaliyet alanı ve amaçlarını doğrudan etkileyen nitelikte bir işlem olması nedeniyle dava konusu işlem ile güncel ve meşru bir menfaat bağı olan davacının dava açma ehliyetinin bulunduğu anlaşıldığından, davanın ehliyet yönünden reddi yolundaki temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, Ankara 10. İdare Mahkemesi'nin 26.06.2012 günlü ve E:2012/1065, K:2012/1129 sayılı kararının bozulmasına, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 24.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

İLETİŞİM

İsmail Yıldırım Hukuk Bürosu olarak Adalar, Ataşehir, Beykoz, Çekmeköy, Kadıköy, Kartal, Maltepe, Pendik, Sancaktepe, Sultanbeyli, Şile, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar, Arnavutköy, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Başakşehir, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beylikdüzü, Beyoğlu, Büyükçekmece, Çatalca, Esenler, Esenyurt, Eyüp, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kâğıthane, Küçükçekmece, Sarıyer, Silivri, Sultangazi, Şişli, Zeytinburnu bölgeleri ile Bursa ve Kocaeli şehirlerindeki ayrıca Darıca ile Gebze bölgesindeki müvekkillerimize hizmet vermekteyiz. Daha detaylı bilgi edinmek için Avukat İsmail Yıldırım Hukuk Bürosu iletişim bölümünden iletişime geçebilirsiniz.